TÜRK DİLİ I

gonuldiliturkce_1352838953115

Her ne kadar konumuz Türk Dili olsa da, öncelikle dilin neyi ifade ettiği ve dünya dillerinin tarihsel değişikliği üzerinde durulmuştur.

İlk yazılı eser olan Kiş Tableti Sümerliler tarafından kireç taşı üzerine resmedilmiş bir  Piktogramdır.(resmederek bir şeyin anlatılması)

kis-tableti

Diyalekt: Eski Yunancada dialektos “ortak dil” kelimesinden gelmiştir. Bu terim ağız teriminin yerine kullanılabilmektedir. Geleneksel Türkoloji de batı dillerindeki diyalekt karşılığındaki lehçe bir dilin tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle değişiklik bölgelerde ses yapısı, şekil yapısı ve kelime haznesi bakımından önemli farklılıklarla birbirinden ayrılan kolların her biridir. Bu kavram daha çok dilin tarihsel olarak gelişmesi ve değişmesi süreciyle alakalıdır.

Değişke (Varyant): Bu terim, bir dilin lehçe, ağız vb. sözlü ve yazılı farklı biçimlerle karma dillerin ve sözel olmayan dillerin tamamını veya herhangi birini ifade etmektedir.

Lingua Franca: Günümüz de ingilizcenin üstlendiği misyondur. Her yerde geçerli olan dil anlamında kullanılır. İtalyancada Frenk dili anlamına gelir.

Argo: Eğitimsiz insanların dili, sokak dili. Argo kelimelerin bir kısmı dilimize Rumcadan geçmiştir.

Jargon: Eğitimli fakat belli bir meslek grubunun kendi içerisinde anlayabildiği dil. Gemicilerin ve hat bakım teknisyenlerinin kullandığı “aganta , mayna” kelimeleri gibi

Telegrafik: En az iki kelimeden oluşan anlamlı cümleler kurabilme; sadece insanoğluna özgü bir yetenektir. 18-24 ay arası bebekler bu yeteneğini sergilemeye başlar.

Her dil de bir kelime söylendiği zaman karşı taraftaki dinleyici aynı şeyi algılamamaktadır. Dilbilimde Safir-Whorf Varsayımı olarak anılan varsayıma göre, kişinin konuştuğu dil ile o kişinin dünyayı nasıl algıladığı ve nasıl davrandığı arasında sistemli bir ilişki vardır. İnsan bir bakıma, dünyayı ana dilinin belirlediği, izin verdiği biçimde ve ölçüde algılar.
Örneğin, “yumurta” sözcüğü Türkçede yumurtanın yumru şekliyle (yumurta kafa diye bir deyim bile vardır), Farsçada tavuğun üreme ve üretme nesnesi olmasıyla(kadının üreme organı yumurtalıkları), Arapçada ise rengi (Bayža, hem yumurta hem de beyaz olan şey anlamındadır) itibarıyla adlandırılmıştır.

GÖSTERGE: Bir dilde anlamlı olan en küçük birim. Ben bu tanımı şöyle değiştirmenizi istiyorum; kafamızda tasarlamamız bakımından; “anlatılmak istenilen nesne”

GÖSTEREN: Kulağımızın duyduğu gözümüzün gördüğüdür. “A,Ğ,A,Ç sesleriyle oluşturup söylediğimiz kelime ve bizim zihnimizdeki anlatmak istediğimiz bildiğimiz AĞAÇ tır.

GÖSTERİLEN: Zihnimizde deneyimlerimizle kavradığımız sözün içeriği, zihnimizde oluşan
genel kavramdır. “karşı tarafa AĞAÇ dediğimizde onun anladığı şeydir.”

KUTSAL DİL: Dinlerin yazılı dilleri o dine göre kutsal kabul edilir. Bilimsel olarak böyle bir ayrım yoktur.

YAPAY DİL: İnsanlar arasındaki sorunların önemli ölçüde birbirini anlamamaktan kaynaklandığını, bu nedenle iletişim engellerinin ortadan kaldırılmasının, insanların birbirlerini kolayca anlayabilmesinin önemli olduğunu düşünen bilim insanları, düşünürler, sanatçılar yüzyıllar boyunca ortak bir dil oluşturmayı düşlemişlerdir. Fakat başarılı olamamışlardır.

Ölçünleştirme: Bir dili standartlaştırma resmi bir dil oluşturma işidir.

Bölgelerüstü Ölçünlü Dil:

Bu maddenin 5 evresi vardır.

  • Seçim: Nüfus olarak en yoğun bölge seçilir. (Ülkemizde ölçünleştirme ve resmi bir dil belirleme işlevi İstanbul baz alınarak yapılmış ve adına da İstanbul Türkçesi denilmiştir.)
  • Kodlama: Ölçünleştirme işlemi bir kurum tarafından kontrol edilmektedir. (Bknz:TDK)
  • Yerleştirme: Kullanılan dile yeni kelimeler eklenerek resmi kurumlarda kullanılır. (Gerçek ve tüzel kişi, arz etmek gibi)
  • Seçkinleştirme: Yarışmalarla ve etkinliklerle kullanımını yaygınlaştırmak, özendirmek. (Bknz: Gülen cemaatlerine övgüler düzülen Türkçe Olimpiyatları)
  • Kabul: Eğer dili kullanan toplum yeni kelimeleri benimserse kabul aşaması tamamlanmıştır. (TDK ‘nın CD için “yoğun disk” anlatımını ne zaman kabul edersek işlem tamamlanacaktır.)

İzole DilEldeki verilere göre coğrafi bakımdan herhangi bir dil ailesi içinde yer almayan veya aynı dil ailesi içinde yakın akrabası bulunmayan dildir.

Tabu: Bir kavramın söylenmesinin yasaklanması

Örtmece: Söylenmesi yasak olan kavramı dolaylı olarak anlatmak

Deyim: İki veya daha fazla sözcükten oluşan, anlatım gücünü artırmak için az çok mantık dışına kayan, gerçek anlamından uzak, ilgi çekici bir anlam yüküne sahip, bazı sözcükleri
değişmeyip bazıları değişebilen, toplum tarafından ortaklaşa benimsenen kalıplaşmış
söz grubudur.

Atasözü: Makal, Nakıl,darbımesel, tabir, ıstılah, temsil

Alfabe: Yunanca alfabesinin ilk iki harfine verilen alpha ve beta adlarının birleşmesinden oluşmuştur.

Bağımsız Diller: Arnavutça, Yunanca ve Ermenice 

Altay Alterasyonu: Uygur Türkçesiyle yazılmış Aprınçur Tigin’in şiirlerinde görünen mısra başı uyağı; satır başlarını aynı harf ile başlatan sanat özelliğidir.

Kasınçıgımın öyü kadgurar men     Yavuklumu düşünüp dertlenirim
Kadgurdukça                                   Dertlendikçe
Kaşı körtlem                                     Kaşı güzelim
Kavışıgsayur men.                           Kavuşmak isterim.

Türkçenin Yaşı: MÖ 4000 yılına dayanır.

Hun Dönemi: Büyük Hun İmparatorluğunda pek çok dil konuşulmaktaydı. Fakat yönetim ve kurucuları Türklerdi. Hun döneminde rastlanan en eski Türkçe kelimeler:

MS 329 Tengri (Tanrı), kut, il, törü, yabgu, ordu, sü, börü, temir, kural (silah), kapagçı (bekçi), bitigçi (yazar)

Eski Türkçe Dönemi: MS 5 – 10 yy dönemi Uygur ve Köktürk dönemleri olmak üzere ikiye ayrılır. Eski Uygur Türklerinin farklı kültürlerden kendi dillerine yaptıkları çevirilerden; Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi, Maytrisimit, Seküz Yükmek, Kuanşi İm Pusar bazılarıdır

Çoyr Yazıtı: Türkçenin ilk yazılı belgesidir. Bu yazıttan 1200 yıl öncesine giden Eski kurganlarından çıkan bir taş üzerinde Köktürk yazısına çok benzeyen 26 karakter tespit edilmiştir, ancak bugüne kadar tam olarak çözülememiştir. Bu yazı tam çözüldüğünde Türk yazı dilinin tarihi bilimsel olarak MÖ V- IV. yüzyıllardan başlatılacaktır.

MS 687-692 yıllarına ait olan yazıt, “Tun” ünvanlı iki kişi adına dikilmiştir. Bu kişiler, Tun Bilgä ve Tun Yägän Ärkindir. Yazıtta, bu kişilerin ölüm tarihleri “? yılının üçüncü ayının yedinci günü” şeklinde geçmektedir. Yıl bölümü silik olsa da yazıtın İlteriş Kağan’ın kağanlık ilanının başlangıç dönemlerine, yani dağınık veya Çin esaretindeki Türk boylarının, İlteriş Kağan’ın kağanlığına katılmalarının teşvik edildiği bir dönemde dikildiği düşünülür. Tun ünvanı taşıyan iki kişinin başvezirlik makamında yer aldıkları veya asıl kağanı çıkaran ailenin birinci dereceden akrabası oldukları söylenebilir.[3] Yazıtın içeriği ise atlarını ve davarlarını (yani mal-mülklerini) bırakıp ayrılan (yani ölen) Tun Bilgä ve Tun Yägän Ärkin’in geride kalanlara İlteriş Kağan’ın kağanlığını tanımak suretiyle mutluluk içinde yaşayacaklarını öğütlemesinden ibarettir.

Orta Türkçe Dönemi: 8. yy ‘da başlar ve Karahanlı ve Harezm dönemleri olarak ikiye ayrılır.

Kutatgu Bilig: Yüzde iki yabancı sözcük oranıyla Türkçenin en sade metinlerindendir. Yusuf Has Hâcip tarafından yazılmış 6645 beyitten oluşan Karahanlı Türkçesi dönemine ait olup Türk devlet anlayışını ve Türk’ün dünya ile ilişkisini, insanlar arası ilişkileri, Türk’ün tabiat algısını, bilgi karşısındaki tavrını konu edinen eser.

Dîvânü Lügâti’t-Türk: Kâşgarlı Mahmut tarafından1072 yılında başlanıp 1077 yılında tamamlanmış, 7000’den fazla Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmekle kalınmayıp şiirlerle, atasözleri ve deyimlerle örneklendirilerek zenginleştirilmiş, Türk kültürünün haznesi olarak değerlendirilir.

Atebetü’l-Hakâyık: Edip Ahmet Yüknekî tarafından yazılmış

Dîvân-ı Hikmet: Ahmet Yesevî’nin şiirlerinin toplanmasıyla oluşturulmuştur.

Göç Destanı: Uygurların kuzeyden güneye göç etmeleri üzerine oluşturulmuştur.

Uygurların vatanında “Hulin” isimli bir dağ vardı. Hulin dağından Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak akardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökyüzünden ilâhi bir ışık indi. İki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle izledi. Daha sonra ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden 5 çocuk görüldü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin, halk mutlu oldu. Aradan uzun zaman geçti. Yulug Tigin isimli bir prens hakan oldu. Yulug Tigin, Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için oğlu Gali Tigin’i bir Çin prensesi ile evlendirmeye karar verdi. Çinliler, prensese karşılık hükümdardan Tanrı Dağı’nın eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Türkler yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldı.

Orhun Abideleri: Türklerin bilinen ilk alfabesi olan Orhun alfabesi ile Göktürkler tarafından yazılmış yapıtlardır. Bu yazıtlar Türkçenin tarihsel süreçteki gramer yapısı ve bu yapının değişimiyle ilgili bilgiler verdiği gibi Türklerin devlet anlayışı ile yönetimi, kültürel öğeleri, komşuları ile soydaşlarıyla olan ilişkileri ve sosyal yaşantısıyla ilgili önemli bilgiler içermektedir.

Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını Yollıg Tigin yazmıştır. Yollığ Tigin aynı zamanda Bilge Kağan’ın yeğenidir. Yazıtlarda bu abidelerin sonsuzluğa kadar kalması temennisi ile “Bengü (sonsuz) Taşlar” denmiştir.

orhun-abideleri

Yazıtlar, 1889 yılında Moğolistan’da Orhun Vadisi’nde bulunmuşlardır. Bu yazıtlar II. Göktürk Kağanlığı’na aittir. Yazılış tarihleri MS. 8. yüzyılın başlarına dayanmaktadır. Yazıtlardan Kül Tigin Yazıtı 732 yılında, Bilge Kağan Yazıtı 735 yılında yazılmışlardır.

Prof. Dr. Muharrem Ergin ‘e göre:

Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin… İlk Türk tarihi… Taşlar üzerne
yazılmış tarih… Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması… Devlet
ve milletin karşılıklı vazfeleri… Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medenyetinin, yüksek
Türk kültürünün büyük vesikası… Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları…
Türk gururunun ilâhi yüksekliği… Türk feragat ve faziletinin büyük örneği… Türk edebiyatının
ilk şaheseri… Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri… Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı
numûnesi… Türk milliyetçiliğinin temel kitabı… Bir kavmi bir millet yapabilecek eser… Türk
dilinin mübarek kaynağı… İnsanlık âleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar
taşları…

12. yüzyıl sonlarına kadar değişik coğrafî bölgelerde farklı lehçelere ayrılmış
olan Türkçe tek yazı diline sahipken bu tarihten sonra birbirinden oldukça uzak coğrafyalarda
üç ayrı yazı dili hâlinde gelişmeye başlamıştır.

Kuzey (Kıpçak) Türkçesi:

Kuzey (Kıpçak) Türkçesinin günümüzdeki devamı olarak kabul edilen lehçeler; Tatar,
Başkurt, Nogay, Kumuk, Karaçay, Kazak, Karakalpak ve Kırgız lehçelerdir.

Codex Comanicus: Avrupalılar tarafından 14. yy.’ da yazılmış, Kıpçak sahasına ait iki bölümlü bir eserdir. Kuman (Kıpçak) kitabı olarak Türkçeye çevrilebilir.

Codex Comanicus (Kıpçak Kuman Kitabı)

 

Doğu (Çağatay) Türkçesi:

Çağatay Türkçesi, içinde barındırdığı Arapça ve Farsça ögeler bakımından Osmanlı Türkçesini andırır. Bu lehçenin Osmanlı Türkçesiyle başka bir benzerliği de büyük bir edebiyat, bilim ve diplomasi dili olmasıdır. Türkistan ve Özbek Türkçesi olarak da bilinir.

14. yy ‘dan 19. yy devam eden Çağatay Edebiyatı üçe ayrılarak incelenir.

Klasik Öncesi Devir: Lütfî ve Sekkâkî gibi önemli şairler yetişmiştir.

Klasik (Nevayi) Devir: Ali Şir Nevayî, hiç şüphesiz bütün Türk edebiyatı için son
derece önemli bir şahsiyettr. Otuzun üzerinde eser yazan ve yazdığı eserlerin hemen hepsini Türkler de yararlansın diye yazdığını özellikle belirtme gereği duyan Nevayî, pek çok
konuda öncü ve kurucudur. Beş büyük mesnevî yazan ilk Türk şair olan Nevayî; ilk şairler
tezkresi Mecalisü’n-Nefayis’in, Farsça le Türkçeyi karşılaştırarak Türkçenin daha üstün
bir dil olduğu sonucuna ulaştığı Muhakemetü’l-Lügateyn’n, Türk kültür tarihi açısından
çok önemli olan Nesayimü’l-Mahabbe’nin, dört adet divânın, beş adet mesnevinin, Türk
edebiyatının ilk biyografi örneklerinin yazarıdır.

Klasik Sonrası Devir: Babür divân ve başka eserler yanında hatıra türünden yazdığı Vakayî adlı büyük eseriyle hem Türk anı edebiyatının hem de Türk nesrinin önemli örneklerinden birini vermiştir.

Batı (Eski Oğuz) Türkçesi:

Batı Türkçesinin ilk dönemine Eski Oğuz Türkçesi ya da Eski Anadolu Türkçesi denilmektedir. Bu dönem 12. yüzyıl sonlarında başlar ve 15. yüzyıl sonlarında tamamlanır.
16. yüzyılda Batı Türkçesinin Osmanlı Türkçesi dönem başlar.

Mevlana’nın oğlu Sultan Veled, Yunus Emre, Ali, Şeyyad Hamza, Gülşehrî, Aşık Paşa, Ahmet
Fakih, Hoca Mesut ve Dede Korkut kitabı bu dönemde verilen eserlerdir.

Karay Türkleri: Hazarların torunları olduğu kabul edilir. Bugün var olan İbrani alfabesini XVI. yüzyıldan beri kullanan, günümüzde ise sadece dini metinlerde yer veren Türk boyudur.

Türk Alfabeleri:

Türkçe değişik dönem ve coğrafyalarda 13 farklı alfabe kullanmıştır. Köktürk, Soğd, Uygur, Mani, Brahmi, Tibet,Süryani, Arap, Grek, Ermeni, İbrani, Latin ve Slav (Kiril) alfabeleriyle yazılmıştır. Bunlardan Soğd, Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Grek, Ermeni ve İbrani alfabeler kısa
tarih dönemlerde ve oldukça sınırlı çevrelerde kullanılmıştır. Geriye kalan Köktürk, Uygur, Arap, Latin ve Kiril alfabeleri ise uzun sürelerle ve geniş coğrafyalarda kullanılmıştır.

Köktürk Alfabesi: İlk düzenli kuralların yerleştiği yazı sistemidir.

Irg Bitig: Eski Türkçe dil özellikleri gösteren köktürk alfabesiyle yazılmış, falla ilgili yazma eserdir.

Mani Alfabesi: Uygur kağanı Bögü, 762 yılında Mani dinini kabul edip halkına da kabul ettirince Mani alfabesi, bu dini benimseyen Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Soğut Alfabesi: Uygur devrinde ilk olarak 9. yüzyıla ait olduğu düşünülen Karabalgasun yazıtında Soğutça bölümün yazılmasında kullanılmıştır. Türkçenin yazımında son derece yetersiz olan bu alfabe 22 harften oluşur ve sağdan sola yazılır.

Uygur Alfabesi: Soğut yazı sistemi geliştirilerek Uygur alfabesi oluşmuştur.

Brahmi Alfabesi: Daha çok Budist Uygurlar tarafından kullanılan ve Budizm’le ilgili eserler yazılan Brahmi alfabesi Hindistan kökenli bir yazı sistemidir.

Tibet Yazısı: Türklerle Tibetliler arasında çok eskilere giden bir ilişki olduğu Köktürk yazıtlarından anlaşılmaktadır.

Süryani (Estrangelo) Alfabesi: 20. yüzyılın başlarında Doğu Türkistan’da yapılan araştırmalarda 17’si bugün yaşamayan 30 ayrı dilde 24 farklı alfabeyle yazılmış binlerce metin bulunmuştur.

İbrani Alfabesi: Çok dinli ve çok dilli bir siyasî yapıya sahip olan Hazarlarda Köktürk alfabesi yanında İbrani alfabesi de kullanılmıştır.

Ermeni Alfabesi: Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi metinler, özellikle Kafkaslar’da ve Karadenzin kuzeyinde karşımıza çıkar. Dar bir alanda din dolayısıyla ve kısa bir zaman diliminde kullanılan alfabelerdendir.

Grek Alfabesi: XVIII-XX. yüzyıllar arasında sınırlı sayıda insan ve dar bir alanda kullanılmıştır. Lozan antlaşmasıyla bu alfabenin kullanımı sona ermiştir.

Arap Alfabesi: İslamiyet, Türklerin en uzun süreyle kullanacağı alfabeyi de beraberinde getirmiştir. Bu alfabe bir müddet Uygur alfabesiyle birarada kullanılmıştır.

Kiril (Slav) Alfabesi: Ruslar Altın Ordu’nun yıkılışı le beraber siyasî bir güç olmaya ve Türk topraklarında yayılmaya başlamıştır. Kiril alfabesi asimilasyon politkalarının bir aracı olarak kullanılmış ve alfabeleri Kirilleştirilen ilk Türk soyu halk Çuvaşlar olmuştur.1926’da yapılan Bakü Türkoloji Kongresi’nde bütün Türklerin, Latin alfabesini kullanması yolunda bir karar alınmış ve Çuvaşlar dışında kalan bütün Türk toplulukları bu kararı uygulamışlardır.

Latin (Grek) Alfabesi: Avrupalılar XIV. yüzyıldan başlayarak Latin alfabesiyle pek
çok Türkçe metin oluşturmuşlardır. Türklerin kendi dillerini bu alfabeyle yazmalarına ise XX. yüzyıl başlarından itbaren rastlanır.1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan kanunla resmen latin alfabesine geçilmiştir.

Osmanlı Türkçesi: Tanzimat’ın 1.nesli olarak adlandırılan
Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, edebiyat eserlerinin hem içerğinde hem de
dilinde bir takım değişiklikler başlatırlar. Bu değişiklikler hem yazılı edebiyatın hem de
eser konularının çeşitlenmesinde görülür.
Servet- Fünun ve Fecr-i Ati topluluklarının Tanzimatçılardan da ağır olan dilleri, Osmanlı
Türkçesinin son örneklerdir.

Türkiye Türkçesi: Türkçe insanlığın henüz yazıyla izlenemeyen devirlerinde yaşamış ve çok farklı coğrafyalara dağılıp çok çeşitli kollar hâlinde yaşar duruma gelmiştir. Örnek olarak Oğuz Türkçesi, ana dilden ayrılıp kendi şartlarında gelişmiş ve Türkçenin bir lehçesini oluşturmuş, daha sonra da Oğuz Türkçesinin Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagauz Türkçesi gibi kolları ortaya çıkmıştır.Türkiye Türkçesi, Güneybatı ya da
Batı Türkçesi olarak adlandırılan gruba girer. Bu, yönler esas alan bir sınıflandırmadır.
Etnik sınıflandırmada ise Türkye Türkçesi, Oğuz Türkçesinin bir koludur.

1911’de Ömer Seyfettin ve Ali Canip’in başlattığı “Yeni Lisan” hareket Osmanlı Türkçesinin sonunu getirdi.

Dünya dillerindeki toplam farklı ünlü sayısı 200 civarındadır.

Bağımsız Biçim Birimler (kök):Tek başlarına kullanılabilen biçim birimlerdir. Örn: Kız, ev, git

Bağımlı Biçim Birimler (ek): Tek başlarına kullanılamayan biçim birimlerdir. Örn: Kızlar eve gittiler

Türkçede sözcük ya da hece sonunda belirli ünsüz çiftleri bulunabilir:

  • -LÇ: ölç
  • -LK: ilk
  • -LP: alp
  • -LḲ: kalk
  • -LT: alt
  • -NÇ: korkunç
  • -NK: denk
  • -NT: ant
  • -RÇ: sürç
  • -RK: Türk
  • -RḲ: sark
  • -RP: sarp
  • -RS: pars
  • -RT: sürt
  • -ST: üst

Türkiye’ye marka adı olarak gelen, zamanla Türkçenin söz varlığına tür adı olarak geçen sözcükler:

  • Mavzer
  • Jakuzi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir