Suç Sosyolojsi

Sapma: Sosyal normları ihlal eden davranışlardır. Her zaman ceza gerektirmeyebilir.

Suç: Kanunlarda açıkça yasaklanan ve karşılığında bir yaptırım (ceza) öngörülen kanun ihlalleridir.

Suçun gerçekleştirilebilmesi için “Suç Motivasyonu+Suç Fırsatı” gereklidir.

SUÇ TEORİLERİ

Doğaüstü Güçler Perspektifi: Orta Çağ cehaletini ve dogmalara saplanmış bir devrin suç ve suçluya bakışını yansıtır.

Eleştirel Perspektif: Suçu, güç ve çatışma perspektifinden ele alarak devlet aygıtının sisteme hakim sınıfları korumak üzere inşa edilmiş kurumlar olduklarını savunmaktadır.

Klasik Okul: Aydınlanma Çağı ile birlikte insanı tüm sosyal analizlerin merkezine koyan rasyonalite ve akılcılık eksenli bir bakış açısıyla suçu rasyonel bir tercih olarak ele alır.

Pozitivist Okul: Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörlerin önemli olduğu vurgular.suçu determinist bir takım faktörlere bağlamıştır. Buna göre suç, bireyin tamamen özgür iradesi
dışında kalan birtakım biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörlerin bir neticesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Sosyolojik Suç Teorileri

Sosyal Düzensizlik Teorisi: 1800’lerin başında Quetelet ve Guerry ile başlayan suç ekolojisi çalışmaları günümüzün en kapsamlı suç haritalarına esas teşkil etmektedir. Suçlu davranışı tekil ve bağımsız bir olay (olgu) olarak değil, sosyal ve fiziksel çevrenin bütünlüğü içinde çoğul bir olgu olarak inceler. Suç ekolojisi yaklaşımının kriminoloji literatüründe en derin etki yapan örneği, 1800’lü yılların sonu ile 1900’lü yılların ortalarına kadar etkili olan Şikago Okuludur.
“İnsan, yaşadığı çevrenin çocuğudur” diyen Şikago Okuluna göre suçun nedenlerini insanların yaşadıkları sosyal ve fiziksel çevrede aramak gerekir. Burgess isimli bir kent sosyoloğu, Şikago şehrinin gelişim şeklini, demografik özelliklerini ve nüfus hareketlerini inceleyerek şehir gelişiminin rastgele meydana gelmediğini, şehrin merkezinde bulunan iş merkezlerinden başlayarak, şehrin dış kısımlarına doğru adeta hayali halkalar halinde şehrin beş temel bölgeye ayrıldığını tespit etmişti. Geliştirdiği şehir yapısını izah eden modele “yoğunlaşma bölgeleri modeli” ismini vermiştir. Burgess’in çalışmalarını yakından takip eden Shaw ve McKay (1942), yoğunlaşma bölgeleri modelini kullanarak “sosyal düzensizlik teorisi
geliştirmişlerdir. Sosyal düzensizlik teorisine göre suçun nedeni geleneksel sosyal kontrol mekanizmalarının çökmesidir. Kontrol ve öğrenme teorileri, sosyal düzensizlik teorisinden türemekle birlikte birbirine rakip teoriler olarak çalışmaktadırlar.

Kontrol Teorileri: Kontrol teorileri insanların uygun fırsatı yakaladıkları zaman suç işleyeceklerini iddia eder. Bu bağlamda, temel varsayım olarak insanın özünde iyilik
potansiyeliyle dolu bir varlık yerine, her an kötülük yapmaya müsait ve kötülüğe hazır bir varlık olarak değerlendirilir. Suçun bir tür iç kontrol veya öz-kontrol mekanizmasıyla önlenebileceğini savunan görüşler suçu engelleyecek mekanizmayı bireyin içine konumlandırırken, dış kontrol üzerinde duran teoriler bireyi suçtan alıkoyacak asıl faktör olarak bireyi çepeçevre saran sosyal ortamı işaret etmektedirler. Önemli kontrol teorisi yaklaşımlarında biri Sosyal Bağ Teorisidir. Bu teori Travis Hirschi (Social Bond Theory-SBT) tarafından ortaya atılmıştır. Hirschi’ye göre suç, insanların içinde yaşadıkları toplumla aralarındaki sosyal bağların zayıflamasının doğal bir sonucudur. SBT’nin dört temel bileşeni bulunmaktadır:

  • Bağlılık: Başta çocuklar ve gençler olmak üzere bireylerin özellikle aileleri ve içinde yaşadıkları toplumu ve sosyal ortamı oluşturan insanlarla sıkı bağlarının olması ve bu kimselerle iyi ilişkiler içinde olması insanları suçtan alıkoyan önemli bir faktördür.
  • Adanmışlık: Belli bir amaca doğru yürüyen ve hayatta kendisini belli bir ideale adayan
    insanların suç işleme olasılıklarının herhangi bir hedefi ve ideali olmayan insanlara göre daha az olacaktır.
  • Sürekli Meşguliyet: İnsanların kendilerini sürekli meşgul edecek faydalı uğraşları yoksa bu insanların yanlış işlerle uğraşmaları ve suç işlemeleri doğal bir sonuçtur.
  • İnanç: İnsanların toplumsal normları ve değerleri çiğnememeleri, kanunları ihlal etmemeleri isteniyorsa, öncelikle insanlara bu kuralların herkesin yararına olduğu anlatılmalı ve faydasına insanlar inandırılmalıdır.
  • Öz-Kontrol Terorisi: ÖKT, bireyin herhangi bir şekilde toplumsal engellemeyle karşılaşmasa bile suç işlememesinin yüksek bir öz kontrol ile mümkün olacağını savunmuştur. ÖKT’ye göre özkontrolü yüksek bireyler, içinde bulundukları ortamda ne kadar suç fırsatı olursa olsun suç işlemezler. Öz-kontrolü yüksek bireyler yetiştirebilmek için en önemli faktör etkin ebeveynin çocuğa verdiği eğitimdir.

 

Öğrenme Teorileri: Günümüz kriminolojisinin en önde gelen teorik geleneklerinden biri olan öğrenme teorileri suçlu davranışın nedenini bireyin çevresiyle olan etkileşimine bağlamışlardır. Dolayısıyla, öğrenme teorileri için birey ve çevrenin etkileşimi en temel çalışma alanıdır. Bunlardan en etkili teorilerinden biri olan Edwin Sutherland’ın “Ayırıcı Birliktelikler Teorisi“dir. Sutherland de, insanların kimlerle birlikte olduğuna bağlı olarak nasıl insanlar olacağının belirleneceğini düşünmüş ve bu mantıktan hareketle suçluları suçsuzlardan “ayırıcı birliktelikler” ‘i ifade bağlamında teorisine bu adı vermiştir. Sutherland ‘a göre ayırıcı birliktelikler teorisinde, öğrenmenin bireyi adım adım nasıl suç işlemeye götürdüğünün anlatıldığı 9 ilke bulunmaktadır.

1.) Suçlu davranış öğrenilir.
2.) Suçlu davranışın öğrenilmesi, aynen diğer davranışların öğrenilmesinde geçerli olan
öğrenme mekanizmalarıyla gerçekleşir.
3.) Ancak bu öğrenme kişinin tek başına öğrenmesi şeklinde gerçekleşmez; kişi suçlu davranışı diğer bireylerle iletişim ve etkileşimle öğrenir.
4.) Suçlu davranışın öğrenilmesinde bireye yakın ve bireyin değer verdiği kişilerle olan iletişimi en etkili faktördür.
5.) Öğrenmenin derecesini ve etkisini; görüşme sıklığı, görüşme / birliktelik süresi, önem durumu ve görüşme / birliktelik yoğunluğu gibi faktörler belirler.
6.) Suçlu davranışın öğrenilmesiyle iki şeyin öğrenilmesi kastedilir:
– Suç işleme teknikleri
– Suç işlemeyi haklı çıkaracak gerekçeler
7.) Birey, öğrenme sürecinde suç işlenmesinin iyi ve güzel olduğu yönünde veya suç işlemenin
yanlışlığı yönünde tanımlamalara da maruz kalır.
8.) Bireyin suç işlemeyi tercih etmesinin nedeni, suç işlenmesini takdir edilecek, hoşa gidecek, doğru eylemlermiş gibi tanımlayan söylemlere daha fazla maruz kalmasıdır.
9.) Her ne kadar çeşitli ihtiyaçlar veya değerler suçlu davranışların gerekçesi olarak ileri sürülse de, suçlu davranışı açıklamak için bu ihtiyaçlar ve değerler tek başına yeterli olamazlar zira bu
ihtiyaçlar suç işlemeden de karşılanabilir.

Anomi ve Gerilim Teorileri: Anomi, sosyal hayatın, sosyal hayatı düzenleyen normlardan, değerlerden ve kurallardan daha hızlı değişmesi sonucu eski normlar, değerler ve kuralların yeni oluşan durumları düzenleyememesi sonucu ortaya çıkan normsuzluk ve kuralsızlık halidir. Anominin yüksek olduğu zamanlarda insanların nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair ihtiyaç
duydukları rehberlikten mahrum kalırlar bu zamanlarda suçlar ve sapkın davranışlar artar, toplumsal düzen bozulur. Merton, Emile Durkheimın anomi teorisini ABD özeline uyarlayarak literatürde “Klasik Gerilim Teorisi” adı verilen teoriyi geliştirmiştir. Merton Amerikan toplumunda suçun neden düşük sosyo-ekonomik statüye sahip insanlar arasında yoğunlaştığını gerilim teorisiyle açıklamıştır. Merton, gerilimle karşı karşıya kalmaları
halinde insanların içinde bulundukları bu duruma beş farklı şekilde uyum sağlayacaklarını savunmuştur.

  • Uyumluluk: Hem toplumsal hedefleri hem de bu hedeflere ulaşabilmek için toplum tarafından onaylanan yolları kabul kişilerin seçtiği uyum şekline uyumluluk adını veriyoruz.
  • Yenilikçilik: Herhangi bir ahlaki kaygı gütmeksizin her türlü para, zenginlik ve statü hedefine kestirme yoldan ulaşmak isterler.
  • Şekilcilik: Bu grupta yer alan insanlar, toplumsal hedeflere ulaşamayacaklarını düşündükleri için aslında bu hedefleri reddederler; ancak, sanki bu amaçları kendileri de benimsiyormuş gibi bu hedeflere giden yolları kabul ederler.
  • Geri Çekilme: Bu gruptaki insanlar ne toplumsal hedefleri ne de bu hedeflere giden yolları kabul etmezler. Kendilerini toplumdan soyutlayan bu kişiler sosyal hayatın hiç bir alanına katılmak ve herhangi bir katkı sağlamak istemezler.
  • İsyankârlık: Hem toplumsal hedefleri hem de bu hedeflere giden yolları reddeden isyankarlık grubundaki insanlar, geri çekilme grubundakiler gibi içinde yaşadıkları sosyal düzeni reddetmekle kalmazlar; aynı zamanda yeni toplumsal hedefler ve bu hedeflere giden yeni yollar ve araçlar oluşturmak isterler.

Damgalama Teorileri: Bu yaklaşıma göre, insanların kendilerine ait kimlik ve benlik algıları üzerinde hem kendileri hakkında sahip oldukları kendi düşüncelerin hem de diğer insanların kendileri hakkındaki düşünceleri etkilidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde damgalama teorisinin genel olarak iki ana akım halinde gelişmekte olduğunu görmekteyiz:

  • Ayrıştırıcı Utandırma (Damgalama) Yaklaşımı: Bireylerin işledikleri (gerçek veya sanal) bir suç sonrasında toplumun ve ceza adalet sisteminin bu kimselere göstereceği tepkilerle, bu kişilerin daha sonra tekrar suç işleme olasılıkları artacaktır. Ayrıştırıcı utandırma yaklaşımında öne çıkan üç önemli kavram vardır:
  • Baskın statü
  • Geçmişe dönük yorum yapma
  • Kendini gerçekleştiren kehanet
  • Birleştirici Utandırma Yaklaşımı: Braithwaite ‘e göre ayıplama ve utandırmanın her zaman damgalama teorisyenlerinin iddia ettiği gibi kötü bir şekilde sonuçlanmayacağını; aksine, utandırma ve ayıplamanın doğru bir şekilde yapılması durumunda suç işleyen kişilerin yeniden toplumla kaynaştırılabileceklerini ve bu kişilerin kazanılabileceğini iddia etmiştir. Bazı toplumların diğerlerine göre çok daha düşük suç oranlarına sahip olmalarının nedeni, bu toplumların suçlara çok daha yüksek cezalar vermelerinden değil, bu toplumların suça karşı çok daha az toleranslı olmalarından kaynaklanmaktadır.

Güvenlik: Amerikalı araştırmacı Abraham Maslow’un yapmış olduğu klinik gözlemlerine dayanarak geliştirdiği ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi güvenlik olgusunun bireylerin yaşamındaki yerini anlamak açısından önemli bir katkı sağlamaktadır. İnsan ihtiyaçları hiyerarşisinde yeme, içme ve barınma gibi temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra ikinci sırada yer alan en önemli
ihtiyaç güvenliktir. Güvenlik, insanın sahip olduğu değerler, can ve mal varlığına yönelik herhangi bir tehdidin ya da tehdit korkusunun olmaması olarak tanımlanabilir.

1839 yılında çıkarılan Tanzimat Fermanı ile de Osmanlı Devleti güvenlik konusunu reform önerilen temel alanlar içine almıştır. Bu kapsamda, reform yapılması önerilen dört temel konudan bir tanesi “insanların can ve mal güvenliğinin garanti altına alınması” ilkesi olarak tespit ve ilan edilmiştir.

Celali İsyanı: Çulcu’ya göre Osmanlı dönemindeki mafya tipi yapılanmadır.

Milli Güvenlik: Devletin iç ve dış, her türlü tehlikelerden korunmuş bir şekilde
varlığını, hukuki, sosyal ve bağımsız olarak sürdürmesi şeklinde tanımlanabilir.Anayasa’nın
117. Maddesine göre; Milli Güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Bakanlar Kurulu sorumludur.

Kamu Güvenliği (İç Güvenlik): Bir ülkenin coğrafi sınırları içerisinde vatandaşların, toplumun, özel ve kamuya ait bina ve tesislerin her türlü tehdit ve tehlikelerden uzak olması, olası tehditlere karşı korunmasıdır. Devlet bu yükümlülüğünü kolluk (polis ve jandarma) kuvvetleri ve
istihbarat birimleri aracılığıyla yerine getirir.

Demokratik Polis Sistemleri:

Yunanca “politeia, Latince “politia” kelimelerinden türemiştir. Eski Yunan’da ‘kent’ veya ‘şehir’ Latince ’de ‘kamusal yönetim’, ‘siyasi teşkilat’ karşılığı kullanılan ‘polis’, daha sonraları
anlamını genişleterek ‘kent teşkilatı’ ve ‘devlet yönetimi’ gibi manalarda da kullanılmaya başlandı. O zamandan itibaren polisi belirli ve özel bir personel olarak tanımlama yolunda da adımlar atılmıştır. Polis, devletin ve sistemin koruyucusu, hukukun uygulanmasını sağlayan güç, gerektiğinde kuvvet kullanma yetkisine sahip organ, yardıma ihtiyaç duyanlara yardım eden bir hizmet birimi, kişilerin huzurunu sağlayan ve koruyan, özel yetkilerle donatılmış, kamu hizmeti gören örgüttür.

Merkeziyetçi Polis Sistemleri: Polisin ulusal hükümetin doğrudan idaresi ve kontrolü altında olduğu ülkelerde görülmektedir. Bu yapı içerisinde yer alan bazı il veya bölgesel polis teşkilatlarının, yönetim ve operasyonel faaliyetleriyle ilgili olarak yerinden yönetim modelini
benimseyip uygulamaları oldukça sınırlı ölçüler içerisinde gerçekleşen bir durumdur. Bu sistem içerisinde, toplumsal menfaatler için, bireylerin menfaatleri göz ardı edilebilmektedir. (Fransa)

Dağınık (Parçalanmış) Polis Sistemleri: Sistemsiz, parçalanmış veya son derece yerinden yönetilen polis modelleri olarak da ifade edilir. Bu sisteme göre suç, endüstrileşmenin, refahın ve demokratikleşmenin doğal bir sonucu, toplumsal yaşamda kabul edilmesi gereken doğal bir durumdur. Suçlarla mücadeledeki başarı oranı nispeten en düşük polis sistemi Amerika’da
bulunmaktadır.

Türk İç Güvenlik Sistemi: Türkiye’de iç güvenlik hizmetleri genel anlamda kamu ve
özel olmak üzere iki temel kategoride yerine getirilir. Kamu hizmeti olarak, iç güvenlik hizmetlerinin yürütülmesinden birinci derecede sorumlu makam İçişleri Bakanlığı’dır.

Polis: Teşkilat, kadro ve yönetim yapılanmasını düzenleyen 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (ETK), 4 Haziran 1937 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Merkezde, İçişleri Bakanlığına bağlı bir Genel Müdürlük olarak örgütlenen polis teşkilatı; merkez, taşra
ve yurt dışı birimleri olan ve ülke içerisinde silahlı kuvvetlerden sonra en belirgin ve katı hiyerarşik yapıya sahip bulunan, üniformalı bir kuruluştur. Türk polisi 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 9’uncu maddesine göre; idari polis, siyasi polis ve adli polis, olmak üzere üç ana kısma ayrılmaktadır.

Jandarma: Türkiye’de güvenlik hizmetleri, farklı genel kolluk birimleri tarafından yerine getirilmektedir. Jandarma, Türkiye’ye has bir yapı içerisinde hem İçişleri Bakanlığına hem de Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak varlığını ve faaliyetlerini yürütmektedir. Valiliğin önerisi, Jandarma Genel Komutanlığının uygun görmesi ve İçişleri Bakanının onayı ile Jandarmanın sorumluluğunda olan alanlar polise devredilmektedir.

Amerikan Polisi: Küçük ölçekli polis teşkilatlarının bulunduğu bir ülkedir. Ülke genelinde yaklaşık 664.000’i polis olmak üzere, toplam 900.000’den fazla kanun uygulayıcı personel görev yapmaktadır. ABD’de ülke içerisinde polis hizmetlerinin sağlanması konusunda ciddi anlamda farklılıklar bulunmaktadır. Federal, yerel ve eyalet polisleri arasındaki sınırlar vardır.

İngiliz Polisi: Avrupa’nın en eski ve etkili teşkilatlarından olan İngiliz polisi, dünyanın da en eski ve gelişmiş güvenlik kuruluşlarından biridir. İngiliz polisi ulusaldır, ancak, bu ülkede tek bir ulusal polis gücü bulunmamaktadır. Sorumlu müdürün üst düzey yardımcılarını atayan ve
polise mali destek veren bu komisyon, o ildeki seçilmiş ‘belediye meclis üyeleri’ ile hükümet tarafından atanan yaklaşık yirmi kişiden oluşmaktadır.

Siber Terörizm: Bir terör örgütünün yaydığı virüsle bir ülkenin haberleşme, finans sistemlerini, nükleer tesislerin bilgisayar sistemlerini çalışmaz hale getirmesidir.

Sosyo-kültürel yaklaşıma göre kadına karşı şiddet aşağıdakilerden hangisi ile ilişkilidir? A) Sosyal ve ekonomik statü

Şiddet gören kadınların yaşadıkları olumsuzlukların üzerinden gelemeyeceklerine, bir şeyler yapsalar da olayların değişmeyeceğine inanmalarını ve bu durumun erkeğin uyguladığı şiddetin devam etmesine neden olduğunu ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir? A) Öğrenilmiş çaresizlik

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?Sözleşme Türkiye’de 1986 yılında yürürlüğe girmiştir.

ile içi şiddetin türleri Fiziksel şiddet B) Cinsel şiddet C) Psikolojik şiddet D) Ekonomik şiddet

Eşine ya da çocuklarına aile içi şiddet uygulayan erkeklerin kendi çocukluk dönemlerinde ailelerinde aile içi şiddete tanıklık etmiş olduklarını, yani aile içi şiddetin kuşaktan kuşağa kültürel yollarla aktarıldığını savunan yaklaşım aşağıdakilerden hangisi Sosyo-psikolojik yaklaşım

7. Suç önleme sürecinin aşamaları aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru sıralama ile verilmiştir? Sorunun tespiti-Verilerin analizi-Fiziksel güvenlik önemlerinin gözden geçirilmesi ve planlanması-En uygun planın seçilmesi ve uygulanması-Takip ve değerlendirme

Aşağıdakilerden hangisi suç önleme yaklaşımlarından “Radikal Model”in özelliklerinden biridir? A) Suçun oluşmasındaki en önemli unsurun toplumdaki eşitsizlikler olduğunu varsayar.

şağıdakilerden hangisi suç önleme yaklaşımlarının amaçlarından biridir?Vatandaşların kendini koruma dürtüsünün ve toplumsal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi

Suçun önlenmesinde suç için elverişli fırsatların en aza indirilmesinin, şüphelinin zayıflatılıp mağdurun güçlendirilmesinin öneminin vurgulandığı ve suçun caydırıcılık yoluyla engellenmeye çalışıldığı suç önleme aşaması aşağıdakilerden hangisidir?  Önleyici

 

Bir Cevap Yazın

yada

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir