Arrival – Geliş Filminin Felsefesi

Son dönem bilimkurgu filmleri felsefi mesajlar verme kaygısı taşıdığını görüyoruz. Arrival filmi de İnterstellar gibi izleyicileri “zaman” kavramı üzerine düşünmeye itiyor. Ne yalan söyleyelim bunu yaparken İnterstellar ‘dan daha iyi iş çıkartmış. Nedeni ise aşağıda daha geniş bir şekilde bahsedeceğim düşünce tarzımıza olan vurgusu.

Sapir-Whorf varsayımından yararlanarak; dil bilimini ve dilin düşünme yetisiyle olan alakasını da içerisinde barındırıyor. Kişinin konuştuğu dil ie o kişinin dünyayı nasıl algıladığı ve nasıl davrandığı arasında simtemli bir ilişki vardır. İnsan bir bakıma, dünyayı ana dilinin belirlediği, izin verdiği biçimde ve ölçüde algılar. Örneğin, ‘yumurta’ sözcüğünü ele alalım. Türkçede yumurtanın yumru şekliyle, Farsçada tavuğun üreme ve üretme nesnesi olmasıyla, Arapçada ise rengi itibarıyla adlandırılmıştır. Bilinemezcilik (agnostisizm) felsefesinde olduğu gibi, farklı renklerdeki gözlüklerle kara bakan kişilerin, karın yeşil, mavi, sarı renklerde olduğunu ileri sürmeleri gibi farklı ana dillerin konuşurları gerçeği nesnel biçimiyle değil de dillerinin gösterdiği biçimde algılarlar.

Filmdeki uzaylı yaratıkların (heptapot= hepta 7, pod bacak) dünya da dilbilimci Amy Adams ve fizikçi Jeremy Renner ile iletişimlerinde kullandığı yazı dili 3000 yıl sonra insanoğlunun kullanacağı “evrensel dil” dir. Gelecekte resmedilen filmin asıl olgusu burasıdır. Ortak bilincin ve Tin ‘in kavranması için ortak bir dilin olması gerektiğini vurgulamaktadır. Zaman kavramının bizim algıladığımız gibi geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek gibi düzlemsel bir yapıda olmadığı, aksine dairesel bir yapıda olduğuna da değinen film; uzaylıların kullandığı yazı dilinin dairesel ya da spiral olması düşünce tarzımızı bu yönde değiştirerek varılması gereken noktaya varmamızı hedeflemektedir.

 

 

Bir Cevap Yazın

yada

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir